Tıp Eğitiminin ve Tıp Doktorluğunun Yeniden Yapılandırılmasının Gerekçeleri
Tıp Eğitiminin ve Tıp Doktorluğunun Yeniden Yapılandırılmasının Gerekçeleri
Bu satırların yazarı olan ben annemi bu zalim tıp sistemi ve onları kollayıp gözeten siyasiler ve bürokratlar yüzünden kaybettim. Onları paraya ve güce dayalı Roma Hukuku anlayışı ile hükmeden değil her şeye gücü yeten Hz.Allah'ın hukukuna havale ediyorum.
Binlerce yıllık bir geçmişe sahip Sağlık Bilimi ve doktorluk mesleği son birkaç yüzyıldır geçmişe oranla ağırlıklı olarak olumsuz bir değişim yaşamaktadır. Şöyle ki eskiden tıp bilimi insan sağlığını ruh ve beden sağlığı olarak birbirini tamamlayan bir bütün olarak görürdü. Ancak günümüzde beden sağlığı öne çıkarılarak ruh sağlığı ihmal edilmiştir. Ayrıca insanın beden bütünlüğü uzmanlık branşlaşması adına tıp doktorluğu mesleğinin insan sağlığına bakış açısı; göz-kulak-cildiye-nöroloji-ortopedi,…gibi parçalara ayrılmıştır. Bu durum hastalıkların esas unsurlarının ortaya çıkmasını yani hastalıkların gerçek anlamda teşhisini zorlaştırmıştır. Bu nedenle hasta insanların çoğu hastalıklarına teşhis koyabilmek için hastanelerin değişik branşlarına aylarca gidip gelmektedirler. Bu tıp doktorları için de yardımcı sağlık personeli içinde hastalar ve hasta yakınları içinde eziyettir. Ayrıca sağlık harcamalarının ilgili firmalara geri ödemeleri bakımından devlet adına da bir külfettir.
İlkokuldan başlayan ezberci ve herkesi tek tip düşünüp tek tip davranan bir kalıba sokmaya zorlayan faşist ve kapitalist bir eğitim süreci gençlerimizi para kazanabilecekleri bir meslek edinmekten, girişimci ve yenilikçi düşünmekten uzaklaştırmıştır. Çocuklarımız ve gençlerimiz; sadece önlerine sunulan seçeneklerle sınırlandırılmış özgüvenlerini kaybedip yetenekleri köreltilmiş, otistik veya hiperaktif deney hayvanları konumuna getirilmişlerdir. Bu nedenle tıp fakültesinden mezun olmuş doktorlar ezberleri dışında bir hastalık türü ile karşı karşıya kaldıklarında hastaya ve hasta yakınlarına özel sorular sorup ipucu yakalamak yerine gece parlak ışığa maruz kalmış tavşan gibi hastaya bakıp işin kolayına kaçıp hastayı hemen uzman doktora yönlendirmektedirler. Ayrıca üniversiteler meslek edindirme merkezi konumuna indirgenmişlerdir. Oysa üniversitelerin asıl amacı zaten edinilmiş bir meslekte ustalaşmak, uzmanlaşmak ve alanında yenilikler ve pratik çözümler içeren icatlar çıkarmak olmalıdır. Sadece tıp doktorluğu için değil üniversitelerdeki tüm diğer bölümlerin (hukuk, siyasal, iletişim, psikoloji, eğitim,…gibi) aynı şekilde lisedeyken zaten edinilmiş ve para kazanılmaya başlanmış mesleğin uzmanlaşma ve ustalaşma merkezleri olmalıdırlar. Gençlerimizin meslek edinmiş ve para kazanıyor olması lise döneminde mutlaka sağlanmış olmalıdır. Bunun için imam hatipler ve genel liseler teorik sosyal bilimler liselerine dönüştürülmelidir. Liseler Teorik Sosyal Bilimler Liseleri, Uygulamalı Sosyal Bilimler Liseleri, Bilişim ve İletişim Teknolojileri
Meslek Liseleri, Elektronik ve Elektromekanik Meslek Liseleri, İnşaat ve Mimari Tasarım Liseleri, Ulaşım ve Turizm Meslek Liseleri, Temel Sağlık Liseleri, İleri Sağlık Liseleri, Spor ve Savaş Sanatları Liseleri, Güzel Sanatlar Liseleri,
Kanıta dayalı tıp dayatmasının temelinde Tıp Fakültelerindeki kapitalist ve fabrikasyon seri üretim mantığıyla öğrenci yetiştirme düzeni yatmaktadır. Bu sistem hastalıkların tamamen iyileşmesini asla istemez Sağ beyni dolayısı ile sezgileri ve yenilikçi düşünceyi yok edip materyalist ve sol beyni esas alan eğitim mantığı ile hastalar sözde eğitim ve araştırma adı altında kobay gibi tıbbı uygulamalara işkenceye maruz bırakılmaktadırlar. Maksat doktor adaylarının hastalığın nelerden kaynaklanıp nelerden kaynaklanamayacağını, öğrenmesiymiş. Hastanın acı çekmesi, kişiliği (mahremiyeti), talepleri, vd...;bu sistemde kesinlikle dikkate alınmamaktadır. Yapılan tıbbi işkenceler yasallık ve bilimsellik dayanaklarıyla meşrulaştırılmaktadır. Siyasiler kendi seçim masraflarını (siyaseti) finanse eden kesimlerden biri olan ilaç sektörünün bu dayatmalarına boyun eğmektedirler. Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Gıda Bakanlığı ve SGK üst düzey bürokratları da ilaç ve medikal sektörün tehditleri ve rüşvetleri doğrultusunda insanlarımızın biyolojik, kimyasal, radyolojik ve cerrahi yöntemlerle uygulanan kitlesel soykırımlarla her yıl binlerce vatandaşımız katledilmesine göz yummaktadırlar.
Tıp eğitimindeki öğrenciler çok ağır ders yükleri altında neredeyse sosyal hayattan ve kendine ayıracakları hayatlarından koparılarak insanlık dışı bir süreçte eğitim gördüklerini ifade etmektedirler. Bunu zaman zaman internette okuduğum yazılara dayanarak yazıyorum. Bu süreçte oldukça fazla emek ve zaman ile birlikte ciddi miktarlarda paralar harcamaktadırlar. Bu nedenle bu doktor adayları özellikle uzman olduktan sonra hastalarını artık bir insan değil de bir deney hayvanı, bir sermaye ve bir sağımlık süt ineği gibi görmeye başlıyorlar. Bu nedenle hastalarını tam olarak iyileştirmek yerine sürdürülebilir(süründürülebilir)hastalık sürecine sokuyorlar. Yani hastalar tam olarak iyileşemiyorlar. Hastalar bu sürece bağlı bir şekilde sık sık ve döngüsel bir şekilde hastaneleri ve sağlık merkezlerini ziyaret ediyorlar.
Bitkisel ilaç olarak ruhsatlandırılamayan gıda takviyeleri ürünleri Tarım ve Gıda Bakanlığı tarafından GIDA TAKVİYESİ olarak ruhsatlandırılarak bu şekilde ülkemizde satılmasına izin verilmiştir. Bu sebeple bu ürünler hastalıkların tedavisinde tek başına ilaç olarak kullanılamazlar. Ülkemizde tüketilen ilaçların birçoğunun FDA, GMP ve HELAL sertifikaları bulunmadığı halde Sağlık Bakanlığı bu ürünlerin bu şekilde sertifikaları olmadan ruhsatlandırılmasına ve reçetelendirilmesine izin vermiştir.
Kimyasal ilaçlar aslında, dozajı azaltılmış bir tür zehirdirler. Bu nedenle hastalığı ve hastalığın etkilediği organları hızlı bir şekilde iyileştirirken bu ilaçların vücutta (özellikle bağırsaklarda, böbreklerde ve karaciğerde) oluşturduğu toksinler (zehirler) vücutta yan etkiler oluşturdukları gibi ilerleyen zamanlarda başka hastalıkların oluşmasına sebep olmaktadırlar. Günümüzde yaygın olan modern Batı Tıbbı uygulamaları; çağın hastalıkları olarak bilinen hipertansiyon, kalp hastalıkları ve kollestrol, alerjiler ve astım, kanser, romatizma, şeker hastalığı,....gibi hastalıkların etkilerini azaltmakta fakat tedavi edememektedir. Bu hastalıkların tedavisinde kullanılan Batı Tıp Kültürünün ilaçları; insan vücudunda birçok alerjik reaksiyonlara ve çeşitli olumsuz yan etkilere sebep olmaktadırlar. Kısaca bu ilaçlar bir hastalığı tedavi ederken başka bir hastalığın oluşmasına sebep olmaktadırlar. Mesela ağrı kesiciler ilgili organın ağrısını keserken içindeki vücut tarafından sindirilemeyen inorganik kimyasallar böbreklerde birikip toksin(zehir) etkisi oluşturup böbrek hastalıklarına sebebiyet vermektedirler. Antibiyotik kullanımları ise bağırsaklardaki faydalı bakterileri yok ederek demirin ve B vitaminlerinin vücut tarafından sindirimini güçleştirmektedirler. Hatta vücudun B12 vitamini üretimini engellemektedir. Böylelikle kansızlığın, halsizliğin ve psikolojik sorunların ortaya çıkmasına sebep olurlar.
Birçok hastalığın (özellikle kronik hastalıkların) ana nedenleri; bilinçsiz ve yanlış beslenme alışkanlıkları ve gıda kalitesinin kötü ve yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır. Beslenme alışkanlıkları ve gıda kalitesi, tüm hastalıkların, tedavilerinde ve önlenmesinde en etkili faktörlerdir. Hasta kendisini hasta eden hayat tarzını terk edip kendisini iyileştirecek hayat tarzına geçmeden kesin olarak iyileşemez. (Farklı ülkelerdeki halk sağlığı araştırmacıların tespit ettikleri ortak sonuç,)
Sağlık Bakanlığı alternatif tıp hizmetleri ile ilgili kanun ve yönetmelikleri çıkardığı halde bu haklardan ve uygulamalardan halkımızın faydalanmasına yönelik yeterli ve etkili bilgilendirmeleri yapmamakta direnmektedirler.
Devlet ve özel üniversitelerimizde akademik kariyer yapan doktorların ve akademisyenlerin gerek aldıkları materyalist ve kapitalist eğitim anlayışı onların sağ beyinlerini körelttiği için insanların ruhlarına, duygularına ve vicdanlarına hitap eden geleneksel tıbbi uygulamaları onlara oldukça yabancıdır. Bu durumdaki doktorlar; kişi bilmediğinin düşmanıdır atasözünün bir gereği olarak duruma anlayamaya ve öğrenmeye çalışmak yerine bir refleks olarak bu uygulamaları inkar ve hastaya ve tedavi uygulayıcılarına yönelik sataşma moduna girmektedirler.
Hastalar ve hasta yakınları, kullanmak istedikleri gıda takviyesinin kullanımını soracakları doktora mutlaka bitkisel ilaçlar üzerine eğitim görüp görmedikleri ve bu konuda yeterlilik belgesi(sertifika)sahibi olup olmadıklarını sormalıdırlar. Eğer ilgili doktor bu sorulara cevap vermek istemezler iseler veya ilgili sertifikaya sahip olmadıkların söylerler ise bu bitkisel ürünün içeriğini ve kullanımını bu doktora kesinlikle sormasınlar. Çünkü kişi bilmediğinin düşmanıdır. Bu tür doktorlar hastaya bitkisel ilaçlar konusunda olumsuz açıklamalar yapıp hastanın moralini bozacakları gibi bu soruyu kendilerine karşı bir güvensizlik ve hakaret gibi algılayacaklarından hasta bundan sonra bu doktora geldiğinde bu hastaya karşı önyargıya sahip olacaklarından sonraki doktor-hasta süreci ve buna bağlı hastalığın seyir olumsuz etkilenecektir. Eğer ulaşabildikleri doktorlar bitkilerle tedavi konusunda yeterli eğitime sahip değillerse internette bitkilerle tedavi üzerine siteleri bulunan Dr. Ender Saraç, Dr. Ümit Aktaş,Prof.Dr.Serhat Fındık, Prof.Dr.Canan Karatay…gibi doktorların, İbrahim Gökçek gibi fitoterapi uzmanlarına web sitelerindeki iletişim bilgileri üzerinden veya adreslerine durumların anlatır mektup ile birlikte epikriz raporları ileterek hastalıkları hakkında tıbbi görüşlerini alabilirler. Bunun için ellerindeki sağlık raporları, tetkik sonuçları gibi bilgileri watsap,e posta veya mektup gibi yollarla bu doktora gönderebilirler. Bu uygulama Hasta Hakları Yönetmeliği içerisinde yer alan Hastalığı Hakkında İkinci Görüş Alma Hakkının bir gereğidir.
Hastalar bitkisel tıp eğitimi görüp sertifikasını almış doktor bulamıyorlarsa; o bitkisel ürünle ilgili olarak internette buldukları kullanımım önerilerini, hasta yorumlarını iyice okumadan bu ürünleri kullanmasınlar. Bitkisel ilaç ve gıda takviyesi kullanımları ile ilgili şüpheleri ve güvensizlikleri olan vatandaşların öncelikle bu ürünlerin firmalarının kurumsal işleyişlerini ve geçmişlerini, ürünleri ile hakkında yeterlilik ve kalite belgelerinin olup olmadıklarını internetten araştırmaları gerekmektedir. Daha sonra kurumsal işleyişlerine ve geçmişlerine güvendikleri firmaların ilgilendikleri ürünler hakkında internetten derledikleri bilgileri aile veya işyeri hekimleri ile paylaşmaları gerekmektedir. Aile hekimi ve işyeri hekimi; ikinci ve üçüncü basamak uzman hekimlere göre hastanın sağlık geçmişini, şimdiki sağlık durumunu, beslenme ve ilaç kullanma alışkanlıklarını çok iyi bildikleri için hastanın kullanmak istediği gıda takviyesinin kullanılması konusunda hastaya karşı daha olumlu ve yapıcı yaklaşımlarla çözüm seçenekleri sunacakladır.
Binlerce yıldan beri insanlar bitkilerle hastalıklarını iyileştirmişlerdir. Başta kediler olmak üzere tabiatta yaşayan birçok hayvan türleri de hasta oldukları zaman yaşadıkları ortamlardaki çeşitli otları yemektedirler. Akabinde iyileşmektedirler. Peki, bu hayvanlar Tıp Fakültesinde eğitim mi görmüşler ki hastalandıkları zaman hangi otu ne kadar miktarda yemelerini gerektiğini nasıl biliyorlar? Hayvanlar hastalandıkları zaman hangi otu yemeleri gerektiğini biliyor da eşrefi mahlukat olan insan neden bitkisel ilaçlardan faydalanmasın. Sağlık Bakanlığı gıda takviyeleri ve bitkisel ilaçları kullanmak için gidin doktora danışın diyor. Peki, doktorlar normal eğitim süreçlerinde hiç bitkisel tıp veya medikal beslenme eğitimi almışlar mı? Almadılar yani doktorların çoğu bu konuda bilgi sahibi değiller. Peki, bilgi ve fikir sahibi olmadıkları konuda doktorlar nasıl hüküm versin? Sağlık Bakanlığı yönetiminin bu ikiyüzlü tavrı küresel tıp ve medikal malzeme mafyasından aldıkları rüşvetlere bağlı olarak açıklanabilir. Geçmişte Sağlık Bakanlığında da ve SGK da görev yapan bakanların müsteşarların vd. üst düzey kişilerin kendileri ve birinci derce yakınlarının mal varlıkları ve banka hesap hareketleri tarafsız ve bağımsız bir uzmanlar ekibi tarafından incelense bu ifadem ispatlanacaktır. Ne yazık ki bu ülkede adalet ve vicdanlar artık satılmıştır.
Klasik tıbbi uygulamalar hastalığa sebep olan unsurların (mikrop,virüs,tümör, kitle,yara,....vs.)maddi, somut ve gözle görülür olmasını öngörmektedirler. Bu tespitler olmadan hastaya teşhis konulamamakta ve tedaviye de başlanamamaktadır. Klasik tıp kanıta yani maddeye dayalı bir tıptır. Oysa alternatif tıp ve geleneksel uygulamaları özünde enerjiye dayalıdır. Zaten bilimsel araştırmalara göre madde enerjinin yoğunlaşmış halidir. İnsan vücudunda ortaya çıkan hastalıkların çoğu insanların vücutlarındaki doğru ve doğal enerji dengesinin bozulmasından kaynaklandığı güncel bilimsel araştırmalarla ortaya çıkmıştır. İnsanların duyguları ve düşünceleri belli derecelere ve durumlara bağlı olarak titreşimler (frekanslar)yaymaktadırlar. İşte bu yayılan frekanslar biyoenerji, aura, çarka gibi isimlerle değerlendirilmektedir.
BİOREZONANS cihazı yardımıyla 20 dakikada çıkartılan 20-30 sayfalık bir raporla kişinin tüm vücut sistemlerinde mevcut ve olası hastalıklar, ortaya çıkarılmaktadır. Biorezonans cihazı hastanın bilinciyle, bilinçaltıyla ve vücuttaki enerji dağılımıyla ilgilenerek hastalıklara karşı çözüm sunmaktadır. Bu cihazla hastalık nedenini bulmakla birlikte hastanın bedeni ile tamamen uyumlu olan dengelemeyi de (enerjik ve doğal olarak) sağlamaktadır. Bu cihazla hastanın astrolojik kişilik yapısı bile raporlanabilmektedir.
Çoğu KESK konfederasyonuna bağlı sendika üyesi doktorlar, sosyalist bir ülke olan Küba'daki tıbbı uygulamaların övmekte ve bu uygulamaların ülkemizde de hayata geçmesini istemektedirler. Ancak bu ülkedeki uygulamalarının birer alternatif tıp uygulaması olduğunu bildikleri halde alternatif tıp hizmetlerinin ülkemizde hayata geçirilmesine yönelik yönetmeliğin uygulanmasına karşı dava açarak tepki göstermektedirler. Bu ne yaman çelişkidir.
Akademik kariyerini yurt dışında yapmış ve alternatif tıp seminerlerine katılmış olan doktorlarımız ise alternatif tıp seçeneklerinin en azından sağlıkta ikinci görüş kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Üniversitelerimizin tıp fakültelerinde kapitalist ve materyalist sözde bilimsel tıp müfredatı içerisinde geleneksel ve tamamlayıcı tıp hizmetleri ile ilgili hiçbir derse ve uygulamaya yer vermemektedirler.
Geleneksel tedavi uygulamalarının sertifika eğitimleri çok pahalıdır. Tavan ücret (2018 yılı kasım ayı için) 10000 TL yi bulmaktadır. Doktorların bu parayı karşılaması istenmektedir. Bu durumda bu ürünlere yabancı olarak yetişmiş genç doktor asistanların ve onlara öğreticilik yapan uzman doktorların bitkisel ürünleri, vd. alternatif tedavi seçeneklerini hastalarına uygulamalarını beklemek bir hayal olarak kalacaktır.
Sağlık Bakanlığı'nda; özellikle doktorlar ve hemşirelere yönelik olarak Döner Sermaye Ödeme Sistemi adı altında sabit maaşına üzerine eklenen bir para ödenmesi sistemi vardır. Bu sistemde; doktorlar, hemşireler, diğer sağlık personeli ve idari personele insanca yaşama ücreti altında taban bir maaş ödenir. Bunun üzerine doktorların baktıkları hastaların sayısı, hastalara uyguladıkları işlemler, yatış yaptıkları hasta sayıları, yatışta kaldıkları gün sayıları,...gibi kriterlere bağlı olarak her ay beli ödemeler yapılır. Bu ödemeler hastane tipi, hasta yoğunluğu, gibi durumlara bağlı olarak 2000 TL ile 80 000 TL arasında değişebilmektedir. Bu durumda Hipokrat yemini, kamu yararı, insan hakları, hasta hakları,....gibi söylemler rafa kaldırılmaktadır. Mevcut döner sermaye sistemi bu bakımdan kötüye kullanıma açıktır. Bu nedenle; doktorlar, hemşireler ve diğer sağlık personelinin önemli bir çoğunluğu insani zaaflarına yenik düşerek insanca yaşamak için insanlıktan çıkarcasına hastaları ve hastalar üzerinden devleti sömürmeye çalışmaktadırlar. Böyle bir anlayışta hastaların kesin olarak iyileşmesi beklenmez ve hatta istenmez. Hastanın tekrar tekrar hastaneye gelerek hastanın ve hastane üzerinden doktorlar, hemşireler, vd. yardımcı sağlık personeline para kazandırması beklenir. Bu yüzden başta üniversite hastaneleri ve eğitim-araştırma hastaneleri olmak üzere bütün devlet hastaneleri adeta alışveriş merkezlerine dönüştürülmüştür. Bu durumu ülkemizdeki sağlıkta dönüşüm programının bir sonucu olarak görebiliriz.
Yukarıda açılanan nedenle; hastalanın ayaktan ve çok düşük maliyetlerle teşhisini ve tedavisini klasik tıbba göre çok daha iyi başaran geleneksel ve tamamlayıcı tıp sistemi doğal olarak doktorlar tarafından tercih edilmeyecektir.
Hastanelerin çoğunun elektronik arşiv altyapısı olmadığı gibi arşivleri arasında elektronik ortamda bir entegrasyon olmadığından hastalar ve hasta yakınları önceki yatış dosyalarının bulunduğu hastaneler gidip gelmek ve bir sürü bürokrasi ile uğraşmaktadırlar. Oysa her hastanede dijital(elektronik)arşiv sistemi kurulmuş olsa idi yeni yatış yapmış olan tüm hastaların dosyaları taranarak dokümanların pdf, filmlerin ise tiff veya jpeg formatında taranarak hafızaya alınması sağlanabilirdi. Böylelikle bu dokümanların DVD veya internet üzerinden şifreli dosya paylaşımı yolu ile istenilen sağlık kuruluşuna anında ve zahmetsiz bir şekilde iletilmesi sağlanabilir.
Hastalar ve hasta yakınları talep ettikleri takdirde; tetkiklerini ikinci görüş olarak sunacağı veya istediği alternatif tıp hizmetlerinin bulunduğu devlet ve özel hastanelerin iletişim ve ulaşım bilgileri hastanelerde oluşturulacak birimler tarafından sağlanabilir. Hatta tetkik sonuçlarının hasta adına elektronik ortamda ilgili hastane veya tıbbi merkeze yönlendirilerek hastaya ve hastaneye (hasta onay vermişse)eş zamanlı bilgilendirme dönüşü sağlanabilir. Ayrıca bu birimlerde hastane içinde uygulanan alternatif tıp hizmetleri ile bilgilendirmeler yapılarak kabul ettiği takdirde uygulamanın olası risklerinden kaynaklı sorumluluğu kabul ettiğini belirtir onam (rıza)formları kendisine burada imzalatılabilir.
Doktor sayıları yetersiz ve hastaneye başvuran hasta sayıları çok fazla olduğundan; zaten yoğun ve yorucu bir uzmanlık sürecinden geçmiş olan asistan ve uzman doktorlar çok ağır bir iş yükü altında kalmaktadırlar. Bu ağır iş yükü doktorların tıbbi hatalar yapıp hastaya zarar verme riskini artırdığı gibi doktorların da ruh ve beden sağlıklarını bozmaktadırlar. Basından öğrendiğim kadarıyla bu yüzden bir binlerce doktorumuz uyuşturucu, on binlerce doktorumuz ise sigara ve alkol bağımlısı durumuna gelmişlerdir. Doktor intiharları, hastanelerde doktorların dövülmesi ve yaralanması gibi haberler neredeyse normal hale gelmeye başlamıştır.
Açıklanan nedenlerle birlikte şu an tıp eğitim gören binlerce gencimizin huzurlu ve başarılı bir tıp eğitim ve meslek hayatı olması için önerilerimi sıralıyorum:
Ana Talepler
1-Tıp Fakültelilerine ÖSYM sınavı ile girişte her yıl; soru tipleri ve puanlama sistemi değiştirilmesine son verilsin. Türkçe-Psikoloji-Biyoloji-Kimya-Fizik-Genel Hukuk Matematik konuları dışındaki dersler puanlama kapsamı dışında tutulsun. Kapsam içindeki derslerin puan ağırlıkları sıralamadaki gibi olsun.
2-Diş Hekimliği-Eczacılık ve Hemşirelik Fakültelerinin eğitim süresi 6 yıla çıkarılıp Tıp Fakültelerine dönüştürülsün. Hastanelerde eczacı, biyolog, diş hekimi, A düzey sertifikalı iş güvenliği uzmanı; kadrolarından, yarışma sınavı sonrası yeterli düzeyde olduğu anlaşılan personelin yoğunlaştırılmış ve uygulamalı 1 yıllık temel tıp eğitimi sonrası tıp doktoru olmaları sağlansın. Dönüşüm sürecinde donanım ve öğretim elemanı altyapıları yeterli seviyeye gelene dek, bu iki şekilde tıp doktoru olanların branşları; Halk Hekimliği-İşyeri Hekimliği-Aile Hekimliği branşları ile sınırlı kalsın. Hastanelerdeki hemşire kadrosunda çalışan personelde yoğunlaştırılmış hizmet içi eğitimler ve uygulamalar sonrasında yapılacak yazılı ve uygulamalı sınavlarda başarılı olduklarında Aile ve İşyeri Hekimi uzmanlığı sertifikası ve doktorluk unvanı almaya hak kazansınlar.
3-Suriyelilerin istedikleri üniversitenin istedikleri bölümüne sınavsız geçişleri ve ücretsiz eğitimleri uygulamasına derhal ve tamamen son verilsin.
4-Öğrenci harçları öğrenci ailelerinin ekonomik düzeyi ile orantılı olsun. Hane geliri yoksulluk düzeyinin üstünde olanlar eğitim masraflarının tamamını karşılasın. Öğrenciler eğitim kredileri alacaklarsa bu kredinin faizsiz kredi olması sağlansın.
5-DGS sınavı kaldırılsın. Yatay geçiş benzeri eski sisteme dönülsün. Dikey Geçişte devlet üniversitelerinin kontenjanları arttırılsın. Mevcut sistem öğrencileri özel üniversiteleri tercih etmeye özendiriliyor. Bunun bilinçli ve özellikle tertiplendiğine kanaat ediyorum.
6-Sağlık Meslek Yüksekokulu-Hemşirelik-Acil Tıp gibi sağlıkla doğrudan ilgili iki yıllık MYO bölümlerinden Tıp Fakültelerine Dikey Geçiş için kontenjanlar sağlansın.
7-Sağlık Meslek liselerinin kontenjanları üniversitelerin sağlık MYO, hemşirelik, veterinerlik, Tıp Fakültesi kontenjanları ile sınırlı kalsın. Diğer lise türlerinin tıp fakültelerine girişleri yasaklansın. (Bu uygulama liselerinin tamamının uzmanlaşmış meslek liselerine dönüştürüldüğü tarihten itibaren 4 yıl sonra başlasın.)
8-Tüm yükseköğretim kurumlarında gereksiz zaman kaybı ve para tuzağı niteliğindeki hazırlık sınıfı uygulamasına derhal son verilsin. Öğretim ve bilim dili Türkçe olsun. Yabancı Dil Yerine Medikal İngilizce Konuşma-Yazma ve Çeviri Tekniği Dersi iki yarıyıl ile sınırlandırılsın. Bilimsel kongrelerde zaten simültane tercüme yapılıyor. Doktorların uzmanlık alanlarındaki bilimsel makaleleri takip edecek düzeyde okuma anlama ve çeviri yapabilecek İngilizce-Çince vd. yabancı dilleri bilmesi yeterlidir. Doktorlar neticede ve genel olarak Türk hastalara hizmet vereceklerinden, yabancı dile zorlanmaları uzmanlık alanındaki gelişimlerini ve hasta iletişimlerini olumsuz etkiler.
9-Tüm yüksek öğretim kurumlarında İnkılap Tarihi-Türkçe-Yabancı dil gibi zorunlu ortak derslere son verilsin. İlkokul-ortaokul-lisede yeterince bu dersler yeterince okutuldu. 12 Eylül Darbesini yapan paşalarının isteği üzerine kanun zoruyla okutulan bu dersler artık öğrenciler üzerinde gereksiz bir yüktür. Zaten tıp fakültesine gelenler belli bir eğitim ve kültür seviyesinin üstündedirler. Kaldırılan bu derslerin yerine Medikal Latince ve Medikal İngilizce ve Çeviri Tekniği dersleri konması yeterlidir.
10-Tıp eğitimi tamamen yeniden yapılansın. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp ve Enerji Tıbbı konu başlıkları tüm tıp fakültelerinin müfredatında zorunlu ders olarak yer alsın.
11-Tıp Fakültelerine Biyoinformatik, Sağlık Hukuku, Sağlıkta Kariyer ve Vizyon Planlama, Etkili İletişim ve Raporlama Teknikleri, Duygu ve Düşüncelerin Sağlığa Etkileri, Sağlık Yöneticiliği, Toksiyoloji (Zehirli Maddeler Bilimi) ve Etki mekanizmaları, Medikal Beslenme, Sağlıkta Teknoloji Yönetimi ve Sağlık Girişimciliği dersleri zorunlu olarak konsun.
12-İşlevselliğini yitirmiş Tıp Etiği dersi kaldırılıp içeriği özet olarak Sağlık Hukuku dersine alt bölüm başlığı olarak konsun. İçeriği birbirine çok yakın dersler birleştirilsin. Mesela ayrı ayrı okutulan Anatomi ve Fizyoloji dersleri birleştirilsin. Patoloji dersi Toksiyoloji dersinin alt konu başlığı olsun.
13-Eğitim maliyetlerini yükselten ve öğrencilerin psikolojisini bozan kadavra dersi uygulamasına son verilsin. Doktorlar mesleklerini icra ederken ölmüş insanlara değil yaşayan insanlara hizmet edecekler. Bu yüzden mantıksız ve anlamsız olan KADAVRA dersi ve uygulamaları derhal kaldırılsın. Anatomi ve Fizyoloji dersi başta olmak üzere tüm dersler; Arttırılmış Gerçeklik destekli 3D video animasyonlar ve simülasyonlarla işlensin. Konuyla ilgili içerik ve yazılım anlaşmaları ivedi bir şeklide sağlansın. Buna bağlı olarak otopsi uygulaması yoluyla ölmüş insanların vücut bütünlüğüne zarar verici uygulamaya son verilsin. Otopsi işlemi, cesetten; kan,saç,tırnak örnekleri ile kimlik tespiti, toksik ve zehirli madde tespiti ile sınırlandırılsın.
14-Tıp Fakültelerinde okutulacak derslerin yapılandırılması; tüm devlet ve vakıf üniversiteleri Tıp Fakülteleri Dekanlarının, ortak toplantılarında belirlensin. Konuyla ilgili olarak temel-ortak ve seçmeli dersler ile berber yardımcı ders konuları başlıklarında (ulusal ve u.a.bilimsel toplantı bildirileri dahil); dokümanları, videoları ve sunumları içeren ortak bir veri havuzu oluşturulsun. Bu veri havuzu sürekli olarak güncellensin. Bu veri havuzu öğrencilerin erişimine sembolik ücretlerle, uzman hekimlerin erişimine makul ücretlerle, halkın erişimine ise belirlenen ücretlerle sağlansın. Elde edilecek gelirler; yoksul ailelerin tıp öğrencilerinin eğitim giderlerine ve donanımları yetersiz tıp fakültelerinin ilgili donanımlarının karşılanmasına harcansın.
15-Dersler sınıf ortamının dışına ve gerektiğinde ilgili ders hocaların ve süpervizör danışman hocaların yönetimi ve denetiminde transformal ve aktif eğitim sistemi yoluyla; sosyal medyada, vatsap gruplarında internet üzerinden birebir skype veya zoom toplantılarında interaktif ve sunum destekli olarak yapılmalıdır. Bütün bu online eğitim süreçleri tamamen blok zinciri teknolojine dahil edilip buralarda öğrencilerin gösterdikleri başarılar öğrencilerin ilgili ders notlarına yansıtılsın.
16-İntörn (stajyer)öğrenciler önce semt poliklinikleri ve aile hekimliği merkezleri ile işyeri hekimliği merkezlerinde göreve başlasınlar. Daha sonra devlet ve özel hastanelerinin polikliniklerinde çalışsınlar. Sonra acil servislerde, en son ise eğitim araştırma ve üniversite hastanelerinde görev yapsınlar. Böyle kolaydan zora ve koruyucu hekimlikten tedavi edici hekimliğine yönelik doğru bir süreci takip ederek iyi bir hekim olabilirler. Bu süreçten geçmeden önce acil serviste staja başlatılması çoğu öğrenciyi meslekten soğutmaktadır.
17-Biyorezonans cihazının; teşhis ve tedavideki özellikleri, kullanımına dair tüm bilgiler tıp fakültesinde öğretilsin. Tüm hastanelerdeki teşhis ve tedavi süreçlerinde röntgen-tomografi-kan-idrar gaita-kolonoskopi uygulamalarının yerine bu cihazın görüntüleme ve sayısal verileri teşhis ve tedavide esas alınsın.
18-Tıpta uzmanlık sınavı kaldırılsın. İlk iki yıl ortak ve zorunlu dersler tamamlandıktan sonra ikinci sınıfın ikinci döneminde bölüm tercihleri yapılsın. Kontenjan fazlası tercihler için her dekanlık fazlalık öğrencileri not ortalaması üzerinden puanlama ve danışman kariyer hocasının tavsiyesi ile ilgili uzmanlık bölümüne yerleştirilmeleri sağlansın. Tıp doktorluğu uzmanlık türleri: Aile Hekimliği-Meslek Hastalıkları Hekimliği, Acil Tıp Ve Cerrahi Hekimliği-FTR ve Sporcu Hekimliği-Ruh ve Sinir Hastalıkları Hekimliği,
Tıp Yöneticiliği Ve Eğitim Hekimliği, Adli Tıp Hekimliği, Tetkik ve Tedavi Teknolojisi Hekimliği olarak sınırlansın. Cerrahi dal dışındaki şu anda hizmet veren uzman doktorların bundan sonraki hizmet branşları; ilgili doktorların tercihlerine bırakılmalıdır. Mevcut uzman doktorların; aile ve özellikle iş yeri hekimliği uzmanlığına geçiş ile ilgili gerekli teşvikler ve imkanlar sağlanmalıdır. Zira ülkemizin acilen 200 bin işyeri hekimine ihtiyacı var. Mevcut uzman ve pratisyen hekimlerimizin sayısı 120 bindir.
19-Tıp Tıp Fakülteleri Hastanelerinde sadece alt grup sağlık merkezlerinde tetkik ve tedavisi sağlanamayan hastalara hizmet versinler. Böylelikle tıp fakültelerinin öğretim üyelerinin para kaygısı olmadan ve özellik arz eden günlük azami 10 hastaya bakarak asli görevleri olan eğitim ve araştırmaya daha çok zaman ayırması sağlanmalıdır.
20-Aile Hekimliğinde ve Devlet Hastanesinde tedavisi yapılabilecek hastalıklar için sevk zinciri takip etmeden veya öğretim üyesine özel muayene istemi üniversite hastaneleri ile eğitim ve araştırma hastanelerinde muayene ve tetkik işlerim yapan hastalara Sağlıkta Uygulama Tebliği tutarlarının 10 katı fatura tahakkuku çıkartılsın.
21-Devlet Hastaneleri-Özel Hastaneler-Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanelerinde yatış veya ayaktan muayene sonrası hastaya ve hasta yakınlarına onaylı ve imzalı hizmet faturası ile birlikte ayaktan veya yatış epikrizi tüm ayrıntılı süreç içeriği ile birlikte verilmesi altın standart ve zorunluluk halinle getirilisin. Böylece usulsüz faturalar ile SGK üzerinden devletin zarara uğratılmasının önü büyük ölçüde kesilir.
22-Semt poliklinikleri ve hastanelerde psikolog bulundurulması altın standart haline getirilmelidir. Yani psikolojik sorunları olan kişiler artık psikiyatrist engeline takılmadan doğrudan psikoloğa muayene olabilmelidirler.
23-Ülkemiz tıp doktorlarının sayısı baktıkları hasta sayılarına göre oldukça yetersizdir. Bu açığı hızla kapatmak için; diş hekimlerine, eczacılara, biyologlara, psikologlara, kişisel gelişim sertifikası sahibi dört yıllık üniversite mezunlarına 2 yıllık yoğunlaştırılmış temel tıp ile geleneksel ve tamamlayıcı tıp eğitim sonrasında aile veya işyeri hekimliği mesleki yeterlilik sertifika hakkı tanınsın.
24-Hipokrat yemini yerine Lokman Hekim Yemini getirilmelidir. Lokman Hekim Yemini; aslına ve günümüz toplumun ihtiyaçlarına uygun bir şekilde yapılandırılıp ivedi şeklide ülkemizdeki tüm Tıp Fakültelerinde uygulamaya geçilsin.
25-Tüm kanser-diyabet-kalp damar hastalıkları-mide ve bağırsak hastalıkları,vd.tüm kronik hastalıkların tedavisinde; bitkisel ilaçlar-enerji tıbbı uygulaması-medikal beslenme sistemi-egzersiz vd. destekleyici tıp uygulamaları SGK tarafından ödeme kapsamı altına alınıp helal ve organik sertifikası olmayan tüm kimyasal ilaçlar ödeme kapsamı dışına alınıp tamamen yasaklansın. Bu uygulama altın standart olarak derhal uygulanmaya başlansın.
26- Döner Sermaye Sistemi doktorları ilaç ve medikal firmalarına hizmet ettirmeye yarayıp doktorları hırsızlığa zorlayıp devlet üzerinde milleti zarara uğratan sistemdir. Tıp Fakülteleri Hastaneleri ile Devlet Hastanelerinde uygulanan ve esas amacı Küresel Tıp Mafyasına kaynak aktarmaya dayalı olan Döner Sermaye Sistemine ve Performans Değerlendirme sistemine derhal ve tamamen son verilsin. Hastaneler faturalarını yine SGK ye göndersinler. SGK mahsuplaşmayı Maliye Bakanlığı ile yapsın. Doktorların en düşük maaşı, müsteşar maaşından başlatılarak yeniden yapılandırılsın. Tüm kamu çalışanlarının maaşı da bu şekilde yeniden düzenlensin.
27-Hastaneler spor-kültür ve sağlıklı yaşam merkezleri haline kademeli olarak dönüştürülsün. Yataklı servisler birbirlerine yakın hastaneler içinde altın standartlara en uygun hastanelerde toplansın. Yatışı yapılacak olan hastalar bu merkez yatış hastanesine yönlendirilsin.
28-Öğrenciler ve öğretim üyelerine Sağlık Bakanlığı onayla gıda takviyeleri ve Ticaret Bakanlığı onaylı elektronik ticaret ve network(ağ pazarlama) yapma hakkı ve imkanı sağlansın. Böylelikle öğrenciler ve öğretim üyeleri eğitim, araştırma vd temel ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli gelir imkanı elde etmiş olurlar. Ayrıca bu firmalar ile üniversite rektörlükleri arasında imzalanacak olan sözleşme protokolü ile öğrencilerin ve öğretim üyelerinin alması gereken mesleki eğitim ve kişisel gelişim konuları firmaların otellerdeki eğitim programlarına dahil edilir. Bu amaçla bundan böyle tüm gıda takviyeleri firmaları ve ürünlerinin ruhsatlandırılması ve denetimleri Gıda Bakanlığı’ndan Sağlık Bakanlığına devredilsin. Ayrıca ülkemizde faaliyet gösteren tüm yerli ve yabancı kripto para firmaları kapsamlı denetimlerden geçirilip uygun ve yeterli görülenlere Ticaret Bakanlığı işletme lisansı verilsin. Diğerlerinin faaliyetlerine süresiz son verilsin.
29-Meslek Hastalıkları Hastaneleri çok hızlı bir şekilde ülke çapına yayılsın.
30-Hükümetimiz; SGK yı ve hastaneleri, her türlü yargı, Kamu İhale Kurumu ve Sayıştay denetiminden çıkartıp kamu özel iş birliği adı altında şehir hastanelerine %70 yatan hasta garantisi vermektedir. Dünyanın hangi gelişmiş ülkesi, vatandaşlarının hasta olmasının garantisini açıkça kamuoyuna ilan edebilir? Yukarıda açıklanan işleyiş nedeniyle; ŞEHİR HASTANELERİ için %70 hasta garantili devlet desteği ödeme uygulamasına son verilmelidir. Mevcut ve yapılmakta olan şehir hastaneleri şehirlerin sportif destek, rehabilitasyon, eğitim-kültür ve sosyal destek merkezleri olmalıdırlar. Bu hastaneler ayrıca; yerli ilaç ve yerli tıp teknolojisi üretimine yönelik bilimsel araştırma ve bilimsel toplantı merkezleri haline dönüştürülmelidirler.
31-Öğretim üyelerinin yurtdışı bilimsel toplantıları için yurtdışına gidip gelmeleri yerine yeterli teknolojik donanımlara sahip bir otel veya kamu kurumu konferans salonunda ilgili öğretim üyelerini toplayıp dev ekran online telekonferans ve kişisel arttırılmış sanal gerçeklik aparatları ile interaktif katılımları sağlansın. Böylece önemli ölçüde zaman ve para tasarrufları sağlanmış olur.
32-182 hattından randevu sistemine son verilsin. Aile Hekimliği Merkezleri ile 112 Acil Servis merkezlerinin idare-işleyiş-yazılım ve muhasebe sistemleri vd tüm sistemleri ile birlikte Sağlık Bakanlığı Hastaneleriyle birleştirilsin. Tüm hastaların randevuları, kontrolleri ve tüm tedavi süreçlerinin bilgilendirilmesi ve takibi Aile Hekimlikleri üzerinden sağlansın. İş Yeri Hekimliklerinin Aile Hekimlikleri ile etkileşimli bağlantısı sağlansın. Semt Poliklinikleri ile Aile Hekimliklerinin aynı binada ve etkileşimli olarak hizmet vermeleri sağlansın.
33-Gıda da üretiminde GDO lu tohum ve kimyasal gübre üretimine hayvancılıkta da kimyasal yem kullanılmasına derhal son verilmelidir. Damacana su satışı tamamen yasaklanıp evlere alkali mineralli su iyonizer cihazlarının filtre değişim bedellerinin su faturalarından düşülmesi yasal güvenceye bağlanmalıdır.
34-Hijyene uygun üretim yapmayan tüm gıda tesislerinin sahiplerinin tüm mal varlıklarının tamamı satılıp hazineye gelir kayıt edilerek, sorumluların; kendisinin ve birinci derece yakınlarının tüm telefon hatlarının ömür boyu teknik takibe alınması hükme bağlanmalıdır. Bu işi yapan kişiler internette yüzleri, isimleri, telefonları, ev adresleri vatandaşlara duyurularak kendilerinin linç edilmeleri sağlanmalıdır.